La Revolucion es un acto de amor

Posted Nisan 7, 2008 by
Categories: Latin Amerika

Tags:

amor

City dergisinin son sayısının (12:1, April 2008) Alternatifler bölümü, Zapatista hareketine ve uluslararası dayanışma ağına ayrılmış. Fotoğrafta görülen İrlandalı aktivist Ramon Ryan, EZLN‘nin çağrısıyla Meksika’ya dayanışma için giden anarşist aktivistlerden birisi. Başta, Zapatist hareketin anti-otoriter ve Leninist-olmayan örgütlenme modeli ile hareketin enternasyonal çağrısının etkisinden bahsediyor. Kırmızı ve siyah bayraklarla donanmış bir köylü gerilla hareketi, eski tüfekler, İspanyol İç Savaşını hatırlatan üniformalar, Subcommandante Marcos’un piposu vesaire … Sandinistlerin ardından yeni bir ayaklanma fitilinin cazibesine, ütopik mesajına kapılan zengin kuzey ülkelerinden binlerce insanın harekete bir şekilde katılması.

Ancak, Ryan bu dayanışmanın ileride bazılarınca nasıl yozlaştırıldığını, kendi çıkarları için sömürüldüğünden bahsediyor: NGO’lar için veya üniversitelerde, medyada kariyer amaçlı yararlanmalar gibi. En kötüsü, kendi ’soğuk’ ülkelerinde olmayan bir egzotizm tadı alma çabası veya en basitinden bir turist merakı. Tabii ki, hakiki bir dayanışma kaygısıyla hareket eden destekçiler müstesna.

Editörün belirttiği gibi: Zapatistaları sadece izlemeyin, her neredeyseniz siz de bir Zapatista olun!

Hindistan Komünist Partisi (Marksist)

Posted Mart 31, 2008 by
Categories: Asya

Tags:

Hindistan Komünist Partisi (Marksist) -CPI(M)- 19. kongresini gerçekleştirmiş. Çeşitli ülkelerden delegasyonlar da kongrede misafir edilmiş. Bunlar arasında Amerikan CPUSA da var, Çin KP delegasyonu da. CPUSA liderlerinden Terrie Albano, ülkesi ile Hindistan arasındaki nükleer işbirliği programları ve silahlanma ilişkilerini eleştiriyor; ABD’nin amacının Çin’e karşı Hindistan’ı tutarak, bölgedeki dengeleri kendi emperyal çıkarları için kullanmak olduğunu belirtiyor.

Ürdün’den birleşme haberi

Posted Mart 29, 2008 by
Categories: Ortadoğu

Solidnet haberine göre Ürdün Komünist Partisi ile Ürdün Komünist İşçi Partisi birleşme kararı almışlar. 1948 sonrası Batı Şeria’da özellikle Filistinliler yoğunluklu olmak üzere kurulan ÜKP, 1957 ertesi Nasır dönemindeki sıçramanın dışında genelde Kral Hüseyin’in baskı ve yasaklamaları altında faaliyet yürütme durumunda idi. 1967 işgali sonrasında Ürdün’de kalan kadroların daha pasif bir konum aldıkları ve Filistinlilerin kendi örgütlenmelerine geçtikleri görülüyor. ÜKP ve ondan ayrılmış diğer gruplar 1990larda legalize olmuşlar. Sonuçta, hemen her koşulda, birleşme haberi olumlu sayılmalı.

Arap solu söz konusu olunca Hisham Bustani‘nin yakın tarihli dikkat çekici bir değerlendirmesi var. Yakın dönemde iyice yaygınlık kazanmaya başlayan ‘iki devletli çözüm’ politikasının eleştirisi bağlamında değerlendirilmesi gereken bir yazı. Kısaca özetlemek gerekirse:

Bustani’ye göre Arap solu, tarihsel olarak, devamlı dışarıdan teori aktarmacığı yapan, kendi özgül katkılarını harekete sunamayan bir yapı olagelmiş. Bunun beraberinde getirdiği konum ise gelişen olaylara hep sonradan -reaktif- tepkiler vermesi, onlara kendi istediği biçimde yön verememesi. Somut olarak hep SBKP yörüngesinde olması. Hep tartışılageldiği üzere, SSCB’nin İsrail’in kurulmasını kabul etmesi ve Arap partilerine bu konumu ‘ikna’ edebilmesi eleştiriliyor.

Bilindiği üzere devamlı bir İsrail solu ile işbirliği çabası ve söylemi vardır ve ‘iki devlet’ formülü savunulur. Bustani, bence biraz haksız olarak, bunu eleştiriyor. Ayrıca, sadece komünist partilerin değil, FHKC ve FDKC’nin de bundan etkilendiğini söylüyor. Sonuçta, bu yapıların yanlış stratejileri ve de başarısızlıklarının İslamcı hareketlerinin önünü açtığı vurgulanıyor. En temel olan Arap birliği konusunda bile kafa karışıklığı içinde oldukları belirtiliyor. Bu koşullarda, dışa bağımlı olan bu sol, objektif olarak, hakiki bir devrimci hareketin varolabilme zeminini de engelliyor.

Şu andaki durumu, duvarın çökmesinin ardından NGO’laşan, liberalleşen bir hareket olarak tanımlanmakta. Ancak bunun karşısında, Bustani’nin ‘yurtsever sol’ adlandırdığı bir neo-Marksist nüvelenmelerden de bahsedilmekte. Bu kutuplaşmanın arasından doğabilecek bir devrimci hareket için de şu ana ilkeleri koyuyor en son:

1) Filistin: tek devlet, herhangi bir Siyonist yapının reddi

2) Irak: işgale derhal son verilmesi

3) Direniş: direniş hareketine her türlü destek

4) Arap Birliği savunusu

5) Anti-emperyalist konum ve cephe -İslamcılar ve Baascıları içeren

Bence, halen birçok partinin resmi konumu olan iki-devlet çözümünün savunulmasında devam etmek gerekli. İsrail’deki solu ve de daha genel olarak oradaki ilerici unsurları bir kenara koymamak lazım.

İspanya -Birleşik Sol

Posted Mart 10, 2008 by
Categories: seçim, İspanya

Tags:

Esas olarak İspanya Komünist Partisi’nin (PCE) oluşturduğu Birleşik Sol,haftasonu yapılan seçimlerde 963.040 (%3.8) oy alarak 2004′teki rakamın da altına indi (1.284.081, %4.96). Temsilciler Meclisine de 5 yerine 2 vekil gönderebildiler.

Ülkede sosyalistler ve muhafazakarlardan sonra üçüncü büyük siyasi güç olmalarına rağmen, bölgesel partilerin yerel ağırlığı nedeniyle onlardan daha az temsilci çıkarabiliyorlar. Birleşik Sol lideri, Gaspar Llamazares, bu sonuçtan sonra liderlikten ayrıldığını açıklamış.

“Llamazar(es) mas izquierda” [Llamazares daha soldur]

hayal bile edemeyecekleri acılar yaşatırız! (shoah)

Posted Mart 4, 2008 by
Categories: Ortadoğu

Tags: ,

ABD solu: son bir değerlendirme

Posted Mart 2, 2008 by
Categories: ABD

Başkanlık seçimleri üzerine tavırlarına bakmaya çalıştığım Amerikan sosyalist hareketi için bazı genellemeler ve gözlemler yapılabilir. ABD’de Marksizmden etkilenmiş sosyalist hareketin, tarihsel olarak oldukça cılız durumda olduğu malum (19. yüzyıl sonundaki ilk dönemler ile 2. dünya savaşı ve hemen ertesi dönemdeki görece kitleselleşme bir yana bırakılırsa). Diğer birçok ülkede olduğu gibi Sovyetik CPUSA’nin eskiden en büyük öbek olduğu görülüyordu. Troçkist SWP de savaş ertesinde güçlüydü. 1960′larda gelişen Yeni Sol akımlar ile uluslararası komünist hareketteki bölünmeler sonucu, Maoist, Latin Amerika ilhamlı veya ‘yeni sosyal hareketlere’ dayalı sol da etkinliğini arttırdı. Ancak bunların çoğu 1980′lerde geriledi, kendi içlerinde parçalandı, SWP Troçkizmden Castroculuğa kayınca bölündü. Sovyet blokunun çöküşüyle CPUSA etkinliğini iyice yitirdi, önemli bir kanadı artık reformculuğu da bırakıp sisteme entegre oldu.

Bugün etki, üye, kadro vs. açısından bakılacak olursa; görülen tablo, nistepen en güçlü olan 3 grubun var olduğu: CPUSA, üye profili giderek yaşlanmakta olsa da halen, görmezden gelinmeyecek bir parti (ciddiye almaya değmese bile).

SWP’den kopmuş olan WWP ile bu ikincisinden yakın zamanda ayrılan PSL bir diğer grubu oluşturuyor. Bu grup özellikle anti-revizyonist konumları ve uluslararası alandaki mücadeleyi (Orta Doğu, Latin Amerika vd.) kapsayıcılıklarıyla en olumlu öbek gibi gözüküyor. Bunların özelliği, daha çok kampanya koalisyonlarında (savaş karşıtlığı gibi) etkin olmaları. Siyahi ve Latin popülasyonda nispeten daha örgütlüler. Kadroları, alt sınıfta uzun soluklu çalışmaya yatkın.

Son olarak, Troçkist ISO var. Neredeyse tamamen beyaz popülasyonda etkinler. Ayrıca üniversitelerde, kampüslerde en etkin olan sosyalist hareket bu. Aralarında anlaşmazlıklara rağmen politik olarak İngiliz SWP‘ye benzemekteler. Handikabı, üye ve kadro açısından fazla hareketli olması (turn-over),  yani gireni çıkanı fazla ve kısa dönemli.

ABD’deki hareket izlenecekse eğer, özellikle bu partilere yoğunlaşılması gerekiyor. Şu adreste, ABD solu üzerine eski bir değerlendirme yapılmış. Epey yanlı olsa da çıkarımımızı doğrulamakta (sayıların eski ve tahmini olduğunu unutmamak gerek):

American Red Group

CPUSA’nın Demokrat Parti adayını destekleyeceğini, ISO’nun büyük ihtimalle bağımsız adaylığını koyan Nader’i destekleyeceğini, PSL’nin kendi adaylarını tanıtmaya çalıştığını, WWP’nin ise henüz açıklamamasına rağmen genelde kendi adaylarını çıkardığını tekrar hatırlatalım.

Kosova’nın bağımsızlığına tepkiler

Posted Şubat 19, 2008 by
Categories: Balkanlar

Tags:

Genelde dünyadaki hemen her komünist ve sosyalist parti, şu veya bu nedenin ağır basmasıyla da olsa Kosova’nın bağımsızlık kararına karşı çıktılar. Önemli ve etkili bazı partilerin ortak bir deklarasyon yayınladıkları görülüyor:

“Uluslararası hukuku ve BM’lerin konuyla ilgili kararlarını çiğneyen böylesi bir adımın Balkanlarda ve uluslararası alanda vahim sonuçları olacaktır.

Bu, halklarımıza karşı ciddi tehlikeler getirmekte, sınır değişikliklerini tetiklemekte, bütün bölgeyi yeni bir çatışmalar, savaşlar ve uluslararası müdahaleler dalgası içine çekmekle tehdit etmekte ve tehlikeli bir uluslararası emsal doğurmaktadır.

Partiler olarak, Kosova’nın Sırbistan Cumhuriyeti’nden ayrılmasına karşı olduğumuzu ilan ediyoruz. Tüm hükümetlerden, Kosova’nın bağımsızlığını tanımaktan ve bölgeye askeri birlik sevketmelerinden kaçınmalarını talep ediyoruz.”

16 Şubat 2008

İmza koyan partiler:

• Workers Party of Belgium
• Communist Party of Brazil
• Communist Party of Bohemia and Moravia
• Communist Party of Cuba
• Communist Party of Greece
• Communist Party of India (Marxist)
• Workers Party Ireland
• Party of the Italian Communists
• Lebanese Communist Party
• People’s Party of Panama
• Portuguese Communist Party
• Communist Party of the Russian Federation
• South African Communist Party
• Communist Party of Spain
• Communist Party of the Peoples of Spain
• Syrian Communist Party
• Communist Party of Ukraine

Neoliberalizm üzerine

Posted Şubat 15, 2008 by
Categories: neoliberalizm

Tags: ,

Perşembe günü ODTÜ’de Düzenleme Okulu’nun [Regulation Approach] ünlü sosyologu/siyaset bilimcisi Bob Jessop neoliberalizm ve küreselleşme üzerine bir sunum yaptı. 1990′ların ortalarından itibaren neoliberal anlayışın tepe noktasına ulaşarak artık ideolojik/pratik olarak gerilemekte olduğunu belirtti. Bu kendisinin sınıflandırdığı 4 neoliberal formun her biri için geçerli:

1) sistemik dönüşüm: Sovyetler ve Doğu Blok’unda gözlemlenmiş olan topyekün sistem değişimi

2) rejimlerdeki içsel kaymalar: Reagan ve Thatcher örneklerinde olduğu gibi, daha çok Anglo-Sakson ülkelerde yaşanan neoliberal dalga (liberalizasyon, deregülasyon, özelleştirme, sermaye hareketliliği, düşük vergilendirmeler, vs.)

3) Yapısal Uyum Programları (SAP) yoluyla Güney’e ve “gelişmekte olan ülkelere” dayatılan politikalar

4) Politikalardaki ince ayarlamalar: hemen her ülkede gözlemlenebilecek pragmatik tedbirler bütünlüğü

Şimdi, Jessop haklı olarak içinde bulunduğumuz durumun, 1990′lardaki zirve noktasında olduğu kadar neoliberalizmin hakimiyeti olarak tanımlanamayacağını belirtiyor. Ancak, neoliberalizmin halen ‘ekolojik olarak hakim‘ düşünce ve politikalar bütünü olduğunu belirtiyor: “In an ecology of blindly co-evolving and self-organizing systems, that system will be ecologically dominant that can cause more problems for other systems than other systems can cause for it
Bu kavramlaştırmanın saf bir Marksist kavramlaştırma olmadığını kendisi de belirtmekte. Evrimsel iktisattan ve sistem teorisinden (N. Luhmann) yararlanılmış gibi. Yapısalcı bir ’son kerte’ anlayışı yerine olasılık (contingency) üzerine kurulmuş bir hakimiyet ve belirleme anlayışı. Temel olarak, günümüzde “ekonomik” alanın ve onun kapitalist düzenlenişinin belirleyiciliği kabul ediliyor. Karmaşık olan ise, önce ekonomik alanın, sonra kapitalizmin ‘ekolojik olarak hakim’ olduğu noktasından nasıl ‘neoliberalizm’in ekolojik hakimiyetine geçildiği (bunun için Jessop’un 2001 tarihli makalesine[.pdf] bakılması gerekir herhalde).

Aynı gün konuşan Ben Fine ise artık giderek belirginleşmeye başlayan post-Washington Konsensusu içindeki Keynezyen, refah devletçi, sosyal demokrat(ımsı) eğilimlerin tehlikelerine işaret ediyordu.

Son olarak Wallerstein’dan yeni bir kısa çeviri:
2008: Neo-liberal küreselleşmenin sonu

George Carlin -oy verme!

Posted Şubat 8, 2008 by
Categories: ABD

Reformistler (ABD son)

Posted Şubat 8, 2008 by
Categories: ABD, seçim

ABD seçim sürecinde bu kadar irili ufaklı Maoist, Troçkist, anti-revizyonist, vs. partiden ve gruptan bahsettikten sonra bir zamanların anlı şanlı ‘resmi’ Komünist Partisi’nden (CPUSA) söz etmemek olmayacak. CPUSA’nın diğer Sovyetik partiler gibi geçirdiği evrim, giderek sosyal demokratlaşma ya da liberal/ilerici olarak kendilerini tanımlama süreci bilinmekte. Yıllardır Demokrat Parti’yi desteklemişler. Şimdi de sağcı, muhafazakar Bush yönetimi ve Cumhuriyetçilere karşı yine Demokratları destekliyorlar.

Yalnız sitelerine koydukları videolardan da görüleceği üzere bu destek, artık bir ehven-i şer olmaktan çıkmış, tamamen Demokratlar ve onların içindeki ‘ilerici’ kanada yedeklenmek, onlara bel bağlamak, kendi siyasal pozisyonundan feragat etmek halini almış. Videolar tam bir şaka gibi. Diğer tüm sol partilerin dalga geçtiği ‘değişim söyleminin’ hakikiliğine tam bir aldanış söz konusu. Bir de, powerpoint ile güncel siyasal süreç değerlendirmesi yapılmış ki, neyse!… Koskoca CPUSA, bu kadar mı amatör yönetiliyor, nasıl bu kadar amaçsız olabilir !?

Ayrıca, yeni sayılabilecek küçük bir Labour Party ile tarihi, Eugene Debs‘in partisi, komünistlerin yüzyılın başlarında ayrıldığı Socialist Party USA var. Sosyalist Parti’nin başkanlık için adayı Brian Moore.